Cinsellik canlılar için varoluşun temel bir yönüdür ve cinsel ihtiyaçlar canlılığın en temel ihtiyaçlarından biridir. Bir canlının en temel ihtiyaçları iki gruba ayrılır. Biri yeme, içme, uyuma, boşaltım gibi organizmanın canlılığının sürmesi için zarurî olan ihtiyaçlar grubudur. İkincisi ise cinsel ihtiyaçlardır, bu da türün devamlılığı için gereklidir. İnsan için cinsellik, türün devamlılığı gereksiniminden köken alsa da sadece bundan ibaret değildir. İnsan için cinsellik; cinsiyet ifadesinden tutun da biyolojik farklılıklara, insan ilişkilerine, sosyal kalıplara, duygu ve düşünce dünyasına kadar uzanan geniş bir kavramdır ve yaşamın her alanıyla ilişkiseldir.
İnsan cinselliği yaşamın başından beri vardır. Kişi için cinsellik, ana rahmine düştüğü andan itibaren başlar, ölüme değin sürer. Cinsellik kaynağını bedenden alır, ruhsallıkta temsil edilir. Köken beden olsa da, bedensel olan ve ruhsal olan birbirini karşılıklı etkiler. Bu yüzden bir ruhsal unsur olarak ifade edilen kişiliğin oluşumunda ve sürdürülmesinde cinselliğin büyük bir rolü vardır. Kişiliği, kişiliğin oluşumunu inceleyen bilim insanları cinselliğin üzerinde özenle dururlar. Hatta psikoloji biliminde büyük bir otorite olarak kabul edilen Freud, cinsel gelişim aşamalarını aynı zamanda kişiliğin gelişim aşamaları olarak görür. Ona göre kişiliğin gelişim aşamaları beş cinsel gelişim aşamasından oluşur. Bu aşamalar oral, anal, fallik, latent ve genital dönemlerdir. Cinsiyet farkındalığı fallik dönemin sonunda, çocuğun kendini kendi cinsiyetindeki ebeveyniyle özdeşleştirmesiyle oluşur ve bu da 6 yaş civarına denk gelir. Beşinci ve son gelişim evresi ise genital evredir ve bu da cinsel organların üremeye yönelik etkin hâle gelmeye başladığı ergenlik döneminde başlar, yaşam boyu sürer. Cinsel anlamda yaşanan bir sorun da kişiliği doğrudan etkiler. Görüldüğü gibi Freud, kişiliğin gelişimi ile cinselliğin gelişimini birbiriyle doğrudan bağlantılı ve paralel görüyor.
Gerek psikanalizin Freud’dan sonraki kuramcıları gerekse de diğer psikoterapi ekollerinin temsilcileri cinselliğin kişilik üzerindeki büyük önemine vurgu yaparlar. Psikolojinin klinik dışındaki diğer branşlarında da, mesela sosyal psikolojide, gelişim psikolojisinde de cinsellik üzerinde önemle durulan bir konudur. Bütün bunlardan hareketle, cinsel sağlığın insan hayatında pek mühim bir yere sahip olduğu sonucuna varırız. Cinsel sağlık hem bedensel, hem ruhsal hem de sosyal boyutları içerir. Bu üç boyut birbiriyle etkileşim hâlindedir, birinde yaşanacak bir gelişme diğer unsurları da aynı yönde etkiler. Yani bir alanda yaşanacak olumlu bir gelişme diğer alanları da olumlu etkileyecektir, bir alanda yaşanacak bir bozulma da diğer alanları olumsuz etkileyecektir. Zaten genel sağlığın bir yönünde meydana gelen bir bozulma, diğer yönleri de doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler. Bütün bunları düşündüğümüzde, cinsel sağlığı korumanın genel sağlığı korumaya da önemli bir katkı sağlayacağını söyleyebiliriz.
Cinsellik bedebden köken alır, ruhsallıkta temsil edilir. Bedenden kaynaklanan bir ihtiyacın ruhsal temsiline dürtü denir. Bu yüzden cinsel doyumun sadece bedensel değil ruhsal bir boyutu da ve cinsel ihtiyaçlar ruhun temel bir gereksinimidir. Bu ihtiyaçlar giderilmediğinde ruh bunun açlığını duyar. Nasıl ki beden muhtaç olduğu bir besinden mahrum bırakıldığında bunun eksikliğini yaşıyorsa, ruh da ihtiyaçları karşılanmadığında bunun eksikliğini yaşayacaktır. Dahası, beden ve ruh, ihtiyacı olan şeyleri almadığında tıpkı bir alacaklı gibi insanın kapısını çalar, hakkı olanı ister. Beden su istediğinde kişi susuzluk hissi yaşar, yemek istediğinde açlık hissi duyulur, alınması gereken bir vitamin, bir mineral uzun süre alınmadığında bir süre sonra bunun yoksunluk etkisi ortaya çıkar. Ruhsal ihtiyaçlar da karşılanmadığında ruh insanı huzursuz eder. Birdenbire bastırıp nereden geldiği bilinmeyen ruh sıkıntıları, ağlamaklı ruh hâli, duygu patlamaları, özgüven eksikliği, sık sık dalıp gitmeler ve kendini ihtiyacı olan şeyi düşünürken bulmalar, unutkanlık, abartma ya da inkâr gibi durumlar ihtiyacı karşılanmamış, açlığı doyurulmamış ruhun sesleridir. İhtiyaç olunan şey direkt olarak karşılanmadığında ise ruh yer değiştirme yoluyla o ihtiyacı gidermeye çalışabilir. Mesela bir alışkanlığı, bir hobiyi abartılı derecede yapmak asıl ihtiyaç duyulan şeyin kılık değiştirmiş hâli olabilir. Bütün bunlar da nörokimyasal, hormonal süreçlerle karşılıklı etkileşim içindedir.
Bunların yanı sıra bu ruhsal açlık ve bunların neden olduğu davranış değişimleri kişinin sosyal hayatını da olumsuz etkiler, bunun neticesinde de sosyal ilişkileri bozulabilir. Bozulan sosyal ilişkilerin ruhsal alana geri dönütü daha da kötü hissetmektir. Burada beden, ruh ve sosyal yaşam arasında olumsuz bir karşılıklı etkileşim hâlinde süregiden bir kısırdöngü görüyoruz. Ve bu durum bir psikiyatrik hastalığa kadar gidebilir. Ruha asıl ihtiyacı olan şey verildiğinde ise iyileşmeye doğru bir süreç başlar. Sözkonusu ihtiyaç cinsellik gibi temel, yaşamsal bir ihtiyaç ise yukarıda anlattığımız süreçler daha radikal yaşanır. Şu da unutulmasın ki cinsellik sadece cinsel ilişkiden ibaret değildir. Ve cinsel ihtiyaç dediğimizde sadece cinsel ilişkiye girmekten bahsetmiyoruz. Nasıl ki futbol sadece gol değilse cinsellik de cinsel birleşmeden ibaret değildir. El ele tutuşmak da, güzel sözler söylemek de, romantik hediyeler alıp vermek de cinsellik kapsamındadır. Bunları içeren cinsellik gerçek bir cinselliktir ve bu da hem ruh sağlığıyla hem de genel iyilik hâliyle doğrudan bağlantılıdır.



